27 Nisan 2008 Pazar
pink

"Dear Mr. President"
(feat. Indigo Girls)


Dear Mr. President,
Come take a walk with me.
Let's pretend we're just two people and
You're not better than me.
I'd like to ask you some questions if we can speak honestly.

Sevgili bay başkan
Gel biraz yürüyelim
Sadece iki insanmışız gibi davranalım ve
Sen benden üstün değilmişsin.
Bir kaç soru sormak isterim eğer dürüstçe konuşabilirsek.


What do you feel when you see all the homeless on the street?
Who do you pray for at night before you go to sleep?
What do you feel when you look in the mirror?
Are you proud?

Sokaktaki bunca evsizi görünce ne hissediyorsun?
Uyumadan önce kim için dua ediyorsun?
Aynaya bakarken ne hissediyorsun?
Gurur duyuyor musun?


How do you sleep while the rest of us cry?
How do you dream when a mother has no chance to say goodbye?
How do you walk with your head held high?
Can you even look me in the eye
And tell me why?

Nasıl uyuyabiliyorsun geride hepimiz ağlarken?
Bir annenin elveda deme şansı bile yokken nasıl rüya görebiliyorsun?
Başın dimdik nasıl yürüyebiliyorsun?
Gözlerimin içine bakabilir misin
Ve bana nedenini açıklayabilir misin?


Dear Mr. President,
Were you a lonely boy?
Are you a lonely boy?
Are you a lonely boy?
How can you say
No child is left behind?
We're not dumb and we're not blind.
They're all sitting in your cells
While you pave the road to hell.

Sevgili bay başkan
Yanlız bir çocuk muydun?
Yanlız bir çocuk musun?
Yanlız bir çocuk musun?
Nasıl söyleyebilirsin
Geride hiç çocuk kalmadığını
Ne aptal ne de körüz
Hepsi senin hücrelerinde oturuyor
Sen cehenneme yollar döşerken

What kind of father would take his own daughter's rights away?
And what kind of father might hate his own daughter if she were gay?
I can only imagine what the first lady has to say
You've come a long way from whiskey and cocaine.

Nasıl bir baba öz kızının haklarını elinden alır?
Ve nasıl bir baba kızı eşcinsel diye ondan nefret edebilir?
First Lady'nin neler söyleyebileceğini hayal ediyorum
Viski ve kokainin üstesinden geleli çok oldu.


How do you sleep while the rest of us cry?
How do you dream when a mother has no chance to say goodbye?
How do you walk with your head held high?
Can you even look me in the eye?

Nasıl uyuyabiliyorsun kalan hepimiz ağlarken?
Bir annenin elveda deme şansı bile yokken nasıl rüya görebiliyorsun?
Başın dimdik nasıl yürüyebiliyorsun?
Gözlerimin içine bile bakabilir misin?


Let me tell you 'bout hard work
Minimum wage with a baby on the way
Let me tell you 'bout hard work
Rebuilding your house after the bombs took them away
Let me tell you 'bout hard work
Building a bed out of a cardboard box
Let me tell you 'bout hard work
Hard work
Hard work
You don't know nothing 'bout hard work
Hard work
Hard work

Sana çok çalışmaktan bahsedeyim
Asgari maaş ve doğacak bir bebek
Sana çok çalışmaktan bahsedeyim
Bombalar uçurduktan sonra evini yeniden inşa etmek
Sana çok çalışmaktan bahsedeyim
Mukavva kutudan bir yatak yapmak
Sana çok çalışmaktan bahsedeyim
Çok çalışmaktan
Çok çalışmaktan
Hiç bir halt bilmiyorsun çok çalışmak hakkında
çok çalışmak hakkında
çok çalışmak hakkında


How do you sleep at night?
How do you walk with your head held high?
Dear Mr. President,
You'd never take a walk with me.
Would you?

Geceleri nasıl uyuyorsun?
Başın dimdik nasıl yürüyebiliyorsun?
Sevgili bay başkan
Benimle asla yürümezdin
değil mi??
 
yazar Damla Tezel saat: 12:09 | 0 yorum
25 Nisan 2008 Cuma
bugün bahar...

Bugün bahar...
Akasyalar açtı yine...
Sabahın kör telaşındaydım bugün, takip edemediğim hızlı adımlarla yine diğer kıtaya yetişme koşturmacasında...Bir sinir bir gerginlik var ki üstümde, olabilecek tüm şanssızlıkları çekiyormuşum gibi gözüktü herşey gözüme.
Binilecek otobüs kaçtı...
Taksiye para yok...
vapuru yakalama ihtimalim 5 dakika içerisinde 6 kilometreyi arşınlayabilmeme bağlı...
üstüne üstlük hava sıcak,boynumdan akan terlerin pantolonuma ulaştığını hissedebiliyorum...
ve hepsinden beteri, bir saat sonra öğreneceğim ki gittiğim yere aslında boşuna gitmişim...
Öyle sert ritimli bir müzik açmalıyım ki ayak uyduracağım derken varmışım iskeleye amma ve lakin...şansa bak şarj ettiğimi sandığım mahlukat daha açtığım anda dalga geçer gibi kapattı kendisini...
Küfreder misin etmez misin?Hoş edebileceğim maksimum küfürün de "ağzına s*çayım" olduğunu ve bunun bile ancak içimden konuştuğunu düşünürsek...yanmışım ben!
yolun daha başındayım ama her sabah bir kıta değiştirme koşturmacasında olduğumdan bir gün önceki telaşta bacaklarımı nasıl ağrıttığımı unutmuşum vee süpriz!! bir adet nur topu gibi bacak ağrınız daha oldu, dünün meyvesi; hani telaş sarhoşuysanız hatırlamayabilirsiniz diye...
Kafamı kaldırdım ya sabır ve olası lanet okumalarla hala ve hala yoldayım...
Tam yola başladığımdan beri hırsla nefesimi tuttuğumu farketmiş ve derin bir nefes çekmişken içime tanıdığım en arsız en güzel en acımasız en utangaç en masum koku löp diye doluverdi...
Ardından kokunun saygısız sahibi küçük dev akasya ağacı...Dallarını bir de yukarı yukarı vermiş ki ciğere uzanamayan kedi halimle dalga geçsin...adi mahlukat nolacak!!
ben kişisi de çakılıkalıverdim önünde, aptal bir gülümseme yüzümde...inanın balici çocukları anladım sandım o anda, o çektikleri akasya kokusu olsa ben de elimde bir torba dolaşırdım ortalıklarda...
içime iki kişi kaçtı yine; biri söylemekte "yürüsene kızım ne bakıyorun aval aval geç kaldın hüyooop" diye, diğeri halinden memnun sadece iç geçirmekte...
sen olsan hangisini dinlersin??
Yürüdüm mecburen,burnumu arkada bırakıp gözlerimi yuvalarında tutmaya çalışarak, ayaklarıma kırbaç şaklatıp kaçırdığım vapura saygı duruşunda küfretmeye...
ama o anda ne yetişmek dalgalara,
o anda ne hürriyet, ne zaman ne de bacaklarım...
Akasya, güneş ve ben...
Bahtiyardım be şairim ben de bahtiyardım...

Etiketler: , , , , ,

 
yazar Damla Tezel saat: 01:02 | 5 yorum

 
yazar Damla Tezel saat: 02:48 | 6 yorum


Karanlıkta yazıyorum bu satırları
Ne defter çizgisi var görünürde
Ne de kalemimden akan koyu mavi mürekkep.
Geçmiş temizliyorum yeni güne başlarken
Süpürgemin tozlu sapını bir sağa bir sola savuruyorum
Kelimeler ve anılar onlara yapışık görüntüler ile
Dağılıp gidiyorlar...
Gecenin tenha gürültüsünde
Kalemin kağıtla birleşmesi
İlişkinin doruğuna ulaşmış aşıklar gibi
İnliyor kulaklarımda
Edepsizliklerine kızıyorum.
Karanlık, koyu bir ar örtüsü misali
Çöküyor üzerlerine;
Hayat verdikleri meyvelerini göremiyorum.
Nerede yazdığım bu şiir?
Aldığım mürekkep kokusunun alelade rengi
Nerede?
Karanlık yoğunlaşıyor üzerimde
Noktadan önce virgülümü koyuyorum
Daha yazacaklarım var
Devamı gelecek,biliyorum...
 
yazar Damla Tezel saat: 00:31 | 2 yorum


Prospero's Speech lyrics

By William Shakespeare


And now my charms are all o'erthrown
And what strength I have's mine own
Which is most faint: now t'is true
I must be here confined by you

Ve şimdi tılsımlarım toptan devrildi
Ve sahip olduğum güç kendiminki
Oldukça cılız; işte bu gerçek.
Tutsak edilmeliyim burada senin ellerinle


But release me from my bands
With the help of your good hands
Gentle breath of yours my sails
Must fill, or else my project fails,

Ama beni bağlarımdan kurtar
Saygıdeğer ellerinle
Senin tatlı nefesinle benim yelkenlerim
Dolmalı, yoksa planım suya düşer!


Which was to please. Now I want
Spirits to enforce, art to enchant
And my ending is despair,
Unless I be relieved by prayer

Memnun etmek içindi,Şimdi istiyorum
Ruhları zorlamak için, sanatı büyülemek için.
Ve benim sonum umutsuzluk olacak
eğer ki dualarla rahatlamazsam.


Which pierces so that it assaults
Mercy itself and frees all faults
As you from your crimes would pardon'd be
Let your indulgence set me free

Delip geçer ki saldırabilsin
Kendine acır ve tüm hataları arındırır.
Sen günahlarından affedildikçe
Hoşgörünün beni azat etmesine izin ver.
 
yazar Damla Tezel saat: 04:17 | 1 yorum
08 Mart 2008 Cumartesi
mendil üstüne istek parça

Var sayalım ki insan hayatı bir gökkuşağı ve ben bugün yedi rengin dışına çıkıp siyah olmayı seçiyorum.
Bugün tarladaki toprak olmak istiyorum buram buram alın teri kokan.
Tren garındaki bavul olmak istiyorum özlemden yıpranmış, tekerleri yaralanmış
Hafif meşrep bir kadın olmak istiyorum ruju taşmış ve göz makyajı umarsızca akmış.
Biraz da aşifteyim bugün saçımı savuruyorum aklımın rüzgarına.
Sevgilimin sevmediği yanıyım bugün ben, seveyim de değerlensin diye
Ya da değersiz birine verdiğim sonsuz değerim ki benden bir kısmı çıksın diye.

alıp alıp kenara koyduğum pazar bluzları
Okumayı planladığım ama kitaplığı doldurmakta kullandığım kitaplarım
Kıvırdığım sayfanın kat yeriyim bugün ben
Sınıf önüne sıkılan biber gazı
Olay yaratıp olayları örten bez parçası
Boş tutmaktan beyinleri saran örümcek ağlarıyım ben.

Sakız kokulu muhallebile serpilmiş bir parça fındıkçık
Onlarca çatal arasında aranılan tek bir bıçakken ele geçen kaşık
İstiyorum olmak Taksim meydanında sabaha karşı korku dolu bir ayık
Ne ayrılık ne birliktelik ama illede aşık...

Bugün yarınım dün bugünken
Yarın evvelsi gün olmak isterim bugün hala yakınken...
 
yazar Damla Tezel saat: 12:30 | 0 yorum

Balçiçek Pamir
‘Var mısın Yok musun'u sevmemek için 5 sebep
07.03.2008 06:05

İçinizde ‘Var mısın Yok musun’ yarışmasını sevmeyen var mı?Yoksa yalnız mıyım? Zorladım kendimi ama bir türlü ısınamadım. Hıncal Abi’nin bahsettiği o aile ortamını da pek anlayamadım. Acun Ilıcalı’yı çok sıcak, sempatik ve başarılı bulmama rağmen ı-ıh, olmadı. Yarışmayı bırakayım hikayelere odaklanayım dedim o da işlemedi.
Peki isterseniz şöyle devam edelim.

İşte bu yarışmayı sevmemem için 5 sebep

1- Bu kadar havadan kazanılan para beni rahatsız ediyor. Hadi benim ikizler yeterince büyük değil. Acaba millet çocuklarına bu kazanılan paraları nasıl anlatıyor? Yani nerede kaldı çalışma, alınteri, emek? Yani çocuklar artık ‘Var mısın Yok musun’ a katılmaya hak kazanmış anne baba rüyası mı görüyorlar. Gelinen son durum bu mudur?
2- Bu yarışmanın kumardan farkı nedir? Yani kumar Türkiye’de yasak değil mi? Bir kutu seçiyorsun ve şansını deniyorsun. O zaman kumarı da serbest bıraksınlar. Hiç olmazsa onda kendi paranla risk alıyorsun. Yine emeğinle kazandığın bir parayı ortaya koyuyorsun.
3- Acaba yarışmacı olmak için arananlar nedir? Örneğin acıklı bir hikayeye sahip olmak reyting getirir mi? Eskiden mecbur oldukları için abuk subuk da olsa bir genel kültür sorusu sorarlardı. Bunda o da yok galiba.
4- İnsanların aslında hiç hak etmedikleri paraları kaybettikleri andaki görüntüler kimse kusura bakmasın ama beni kızdırıyor. Özellikle kendilerine önerilen parayı almayarak kumara devam edenlere iyice deliriyorum. Yani bu şuna benziyor. Sokakta 5 bin YTL buluyorsun ama almıyorsun. Neden? Belki bir sonraki sokakta 50 bin YTL bulabilme ihtimali üzerine. Nasıl bir hırstır bu? (Parayı alıp almama ahlakı üzerine hiç konuşmuyorum, o ayrı bir tartışma konusu)
5- Hani Hıncal Abi ‘İnsanlar aile oldular, yarışma o yüzden tuttu’ diyor ya… Hiç inandırıcı değil. Yarışmaya rekabeti körükleyen küçücük bir kural koyun aile maile kalır mı bakın bakalım. Hem kavga da çıkar. Bu da reyting değil mi?

Not: Milli Piyango ve İddaa da kumar diye düşünebilirsiniz. Katılıyorum. Ama en azından orada kendine önerileni almamak ve devam etmek gibi bir hırs yok. İddaa oynamadım ama piyango bileti almak beni o derece rahatsız etmiyor. Siz ne dersiniz?


hiç bir yorum yapmadan sizlere sunuyorum.yoruma gerek yok zaten duygularıma tercüme olmuş, kendisine teşekkür ediyorum...
 
yazar Damla Tezel saat: 08:12 | 0 yorum
07 Mart 2008 Cuma
 
yazar Damla Tezel saat: 16:09 | 0 yorum


bu ne dengesizliktir böyle ki bir gün sevdiğimi haykırırken yaşama şimdi ölüm ne gerçekdiye düşünüyorum...Hayır elbette ki karamsarlığın yakama yapışmasına izin vermedim.ama düşünüyorum içten içe...
Çoğu insana kabullenmesi zor gelen bir tabudur ölüm.Hele sevgilinin ya da sevilenin ölümünden bahsetmek tam bir bubi uzağı!Ama hayaller içinde yaşamayı tercih etsek de bu gerçeklerin idealar dünyasından ayrı bir şekilde devam ettiği gerçeğini değiştirmiyor sevgili hayalperesler...Hani o hayalin en ballı yerinde,sevgilinin dudağındayken ya da gondolun tepesindeyken, elinde kupa tutarken ya da takımının kupa alışını izlerken kapını çalabilir orak kollu azrail...
Farkında mısınız ölümü öylesine korkuyla kanıksamışız ki her an ölebilme ihtimalimizi sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi çöpe atıyoruz.Tabii ki ölüm korkusuyla paranoyakça bir yaşamdan bahsetmiyorum.ancak alışılagelmiş yaşam düzenimizde geleceksel kaygılar ile ne kadar anlık hatalar yapıyoruz bundan bahsediyorum.
Düşünün...Bu yazıyı yazmak bugün vapurda aklıma geldi...aynı anda ben bu yazıyı yazamadan basit bir vapur kazası ya da küçük bir erken yaş kalp krizi ile maazallah vefat edebilirdim.Olan ertelediğim yazıma olacaktı...
Tamam saçmalıyorum farkındayım, gecenin ikisinde korkunç bir baş ağrısıyla daha mantıklı bir yazı beklenemez zaten ama şunu demeye çalışıyorum...Hepimiz anlarımızı yaşıyoruz.gelecek temelleri atma çabalarında aslında önceden kürek sallanmış temeller üzerinde anımızı yaşıyoruz.Bir nevi temelin üstüne çıkılmış bir kat sayılır yaşadığımız an.Ama öyle bir temel üstünde duruyoruz ki heyelanların ne zaman yerlebir edeceği hiç belli olmuyor bizi.
carpe diem/ anı yakala felsefesi gibi klasik zırvalara girişmeyeceğim.Sadece şunu yapın yeter...Oturup uzun uzun ölümünüzü düşünün.Hatta inandırıcı olsun diye yatın bir yere boylu boyunca ve hayl edin.öldüğünüzde arkanızdan üzülecekleri,yarım kalan hayatınızda yapmayı planlayıp bitiremediklerinizi,söylemek istediğinizi ama bir türlü doğru anı (!) yakalayamadığınızı, dileyemediğiniz özrü, ödeyemediiniz borcu, siz ölünce ortaya çıkacak sırrınızı ya da tasarlayıp çizemediğiniz resmi,yapamadığınız müziği düşünün...Eğer eksiklik hissi ruhunuzu acıttıysa işte kalkın yattığınız yerden, tüm bunları kağıda dökün.Yapın demiyorum ama yapmış kadar olun.
En azından bir gün gidersek arkamızda kalanlara dair hislerimiz bizim elimizden çıkmış olsun...
 
yazar Damla Tezel saat: 15:30 | 0 yorum

Oh I wish I was a punk rocker with flowers in my hair
In 77 and 69 revolution was in the air
I was born too late into a world that doesn't care
Oh I wish I was a punk rocker with flowers in my hair

Of keşke bir punk rockçısı olsaydım saçımda çiçeklerle
77 ve 69'da devrim kokusu havadayken
Çok geç doğmuşum hiç umursamayan bir dünyaya
Of keşke bir punk rockçısı olsaydım saçımda çiçeklerle


When the head of state didn't play guitar,
Not everybody drove a car,
When music really mattered and when radio was king,
When accountants didn't have control
And the media couldn't buy your soul
And computers were still scary and we didn�t know everything

Eyalet başkanının gitar çalmadığı
Herkesin araba kullanmadığı
Müziğin gerçekten önemli ve radyonun kral olduğu zamanlarda
Kontrolün muhasebecilerde olmadığı
Ve basının ruhunu satın alamadığı
Ve bilgisayarların hala korkunç olduğu ve herşeyi bilmediğimiz zamanlarda

When pop-stars still remained a myth
And ignorance could still be bliss
And when God Saved the Queen she turned a whiter shade of pale
When my mom and dad were in their teens
And anarchy was still a dream
And the only way to stay in touch was a letter in the mail

Pop yıldızlarının hala efsane kaldığı
Ve cahilliğin büyük mutluluk sayılabildiği
Ve tanrı kraliçeyi kutsadığında kraliçenin renginin attığı zamanlarda
Annem ve babam onlu yaşlarındayken
Ve anarşi hala bir rüyayken
Ve iletişim kurabilmenin tek yolu posta kutusundaki bir mektup iken


[Chorus]

When record shops were still on top
And vinyl was all that they stocked
And the super info highway was still drifting out in space
Kids were wearing hand me downs,
And playing games meant kick around
And footballers still had long hair and dirt across their face

Kayıt dükkanları zirvedeyken
Ve depoladıkları sadece plaklarken
Ve süper bilgi otobanı internet hala boşlukta süzülürken
Çocuklar başkasından kalma giysiler giyiyorken
Ve oyun oynamak ortalıkta tekme savurmak iken
Ve futbolcular hala uzun saçlı ve kirli yüzlü iken


[Chorus]

I was born too late to a world that doesn't care
Oh I wish I was a punk rocker with flowers in my hair

Çok geç doğmuşum hiç umursamayan bir dünyaya
Of keşke bir punk rockçısı olsaydım saçımda çiçeklerle


dipnot:
Punk Rock, kökenleri 1974 ve 1975 yıllarına, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık'a dayanan ve kendisini Ramones, Sex Pistols, The Damned, ve The Clash gibi gruplarla kanıtlamış düzen karşıtı rock muzik hareketidir.

Punk terimi ise, punk rock'a dayalı alt kültür için kullanılmaktadır. Bu altkültür agresif gençlik, kendine özgü giyim tarzı, Punk İdeolojisi ve D.I.Y. (do it yourself-kendin yap) etiğini kapsamaktadır.

Punk; kültür, politika ve estetiği ile kurumsallaşmış sanat teorileri ve bunu yaratan topluma, toplumsal sisteme karşı doğmuş bir reddediştir. Punk, sanatçıyı devrimci olarak görür, geleneksel ve kalıplaşmış davranış ve yaşam biçimine karşı yıkıcı bir tavır geliştirir. Bireyin kişisel gelişimini yönlendiren, yaşam biçimini şekillendiren toplumsal organizmayı her şeyin suçlusu olarak görür ve saldırmaktan çekinmez. Punk'a göre her şey alt üst olmalıdır; aykırı, ayrıksı giyim tarzı, sanat ve gündelik yaşamda sınırlann belirsizleştirilmesi, bilinçli kışkırtıcılık, kabul görmüş ve tekdüzeleşmiş yaşam biçiminin yeniden düzenlenmesi (ya da düzensizleştirilmesi) punk yaşam biçiminin devrimci taktikleridir.
kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Punk_rock


günümüzde punk ve punkçı gençlik denildiğinde her ne kadar mor ve siyah gibi tonlar ağırlıklı damalı kadıköy-taksim gençliği olarak bilinse ve metal müziğin pek çok merciisi tarafından hor görülse de (hatta diğer müzik taraftarları onlardan iğrense de) bu müziğin temeline inildiğinde sadece kalıplara karşı bir duruş olma özelliği taşımaktadır.
 
yazar Damla Tezel saat: 23:53 | 0 yorum


kısa bir ArtDabbler çalışması...grafik tablet üzerinde
 
yazar Damla Tezel saat: 10:33 | 0 yorum
24 Şubat 2008 Pazar
Seviyorum...

Seviyorum yaşamayı...

Çoğu zaman beni maskeler takmak zorunda bıraksa da seviyorum maskelerime makasla gözler açıp ardından dünyaya bakmayı...

Asla bana sonsuz mutluluk vaad etmedi hayat biliyorum.Asla kuralları yıkma hakkı vermedi.Asla toplum denilen şeytan çokgeninin dışına çıkma hakkım olmadı ve olmayacak belki de.Ve kendini çıkabilmiş sanan tüm insanlar aykırılıkları dahilinde bile olsa ne kadar toplumsal kaldıklarını bir bilseler...Kaşını gözünü delmek ya da çok içip eğlenmek topluma aykırılıksa...bunu yapan en az bir milyon insan varsa...Ne yazık ki siz de bir toplumun parçası haline geliyorsunuz bu durumda...

Hayatı seviyorum...Beni her zaman iyi insanlarla karşılaştırmayacak biliyorum.Bu güne kadar ne kadar kötüyle karşılaştım o da tartışılır.Ama canımı acıtıp geçen herkesten bir parça kendime çalıyorum, ondan biraz deneyim bundan biraz ders...Ve eğer gerçekten karşılaştığım kişi kötü ise, ve ben ona nazaran gerçekten onaylanır biçimde iyi kalmış isem...Bunu saklamak küstahlık olur...Ben günün ardından bununla kendi kendime gurur duymayı seviyorum.

Yaşam bize barış dolu bir dünya,kuşlar böcekler, sevgi dolu insanlar sunmasa da hep...Yılmaz Erdoğan'ın şiirine selamlarla..."Ben onu düzeltebilme ihtimalimizi ve hayallerimizi seviyorum..." Kızsak da, söylensek de ben kahvehanede Türkiye'yi kurtaran köylüyü de seviyorum.Evet, onu kabul etmiyorum ama bana söylenecek bir sebep verdiği için onu da seviyorum. Çok mu bencilce...O halde size bir iddia sunuyorum...Bir hafta içinizden dahil en ufak bir olaya söylenmeden geçirin,herşeyi güzel görün...O zaman anlarsınız. :)

İnsanlarla tartışmayı seviyorum. O an benim için önemli olan fikrimi kabul ettirmek değil fikrimi paylaşmış olmak oluyor çoğu zaman, ve ne yazıkki karşı fikri 'bir de o yönden bakayım' iç güdüsü ile sık sık kabul ediyor olsam da...Ben insanlarla açık açık konuları tartışmayı seviyorum.O masada soğumaya bırakılan bir çökelmiş kahvenin tadını ancak o zaman anlıyorm...

Susmayı seviyorum...Sustukça içimde konuşmayı ve içimdeki ben ile her seferinde daha çok şey paylaşmayı, en yakın arkadaşım olan bana hayali kollarla sarılıp kendi psikoloğum olmayı seviyorum.Onunla herşeyi rtüksüzce konuşabilmeyi seviyorum...

Aşık olmayı seviyorum.Acı çekecek olsam bile insanoğlunun mazoşist olduğunu biliyorum.Aşık olduğunda karşıdaki insana ulaşamazsam içimde kopacak fırtınaları biliyorum ve bunları yansıtamadıkça gurur kafesimde bakırdan bıçaklar yiyeceğimi de...Ama ben bunları yaşamayı ve yaşamış olmayı, sustuğum zamanlarda düşünecek birilerinin olmasını seviyorum.Ben tüm yaşadıklarımın kalemime vurmasını seviyorum.

Yalnızlığımı seviyorum.Kimseye bağlı olmamayı, özgür kalmayı sınırlarım içerisinde...Çok şey yapamıyorum ve benim özgürlük anlayışım en yakınlarıma bile çoğu zaman kafes gibi gelse de ben özgürlüğümü seviyorum diyorum.Ben, bir uçağa atlayıp yurtdışına kaçamasam da yurtta sıkıldığım an kafamı uzatıp bir Kadıköy-Taksim yapabileyi,yanımdan geçen her yüzü tek tek incelemeyi, almaya hiç niyetlenmeyeceğim vitrinleri seyretmeyi, asla girmeyeceğim 'iki süper film birden' sinemasının önünden geçerken içeri kaçak bakışlar atıp kendi kendime gülümsemeyi :), otobüste dönerken kulaklıklarımı takıp bir müzik eşliğinde kendimi sert bir kimliğe bürümeyi ve cama yaslanıp 45 dakikalık yolda uyuyan güzel kadar uyumuş gibi olmayı seviyorum...

Çok sinirlendiğim bir anda 15 dakikalık yolu depar atar gibi 5 dakikada almayı ve ardından gelen soluk soluğa kalmayı ve bacak kaslarımın ağrısını, o sinirle içimde hissettiğim coşkuyu seviyorum.

Ağlamayı seviyorum.İçimden parçalar sanki koparılıyormuş gibi hissetsem de ağlamanın insana verdiği haklı ruh halini seviyorum.Ağlamanın ardından gelen sakin uykuyu seviyorum.Ağlarken kendime aynada bakmayı,kızarak gözlerimin içinde kendimle konuşmayı, kendi kendime olayları abartmayı sonra normale dönmeyi seviyorum.

Ölmekten korksam da bir sonun varlığı düşüncesini ve bir gün herşeyiyle bu hayatın sona ereceği düşüncesini seviyorum.Bir toprakta çürüyeceğimi hayal edemesem de toprakta en azından bir işe yarayacağımı bilmeyi seviyorum ve içimden hep kurtçuklara afiyet olsun diliyorum :) iğrençliğimi seviyorum.

Aklıma gelmeyen tüm o iyi ve kötü şeyleri seviyorum henüz aklıma gelemeseler de hayatımın on dakikada hatırlanıp bitecek kadar boş geçmediğini gösterdikleri için.

Pollyanna'lık değil bu...Acılar çektiğimi inkar etmiyorum, içim bulanıyor çoğu zaman sıkıntıların karmaşasından,isyan ediyorum.Ama ben güçsüz olmayı kabullenemiyorum.Ben güçsüz olmayı kabullenemeyişimi, hiç öyle olmasam da kendimi çizmeye çalıştığım dövüşçü kadın karakterleri gibi her sorunla başa çıkan, çok sorunlu, mutluluğu göreceli kadınlar gibi olduğumu hayal etmeyi seviyorum.
Sırf bu yüzden işte...Sırf bunların yüzünden...
Ben cidden yaşamayı seviyorum... =)
 
yazar Damla Tezel saat: 15:31 | 0 yorum

I walk the streets of Japan till I get lost
Cause it doesn't remind me of anything
With a graveyard tan carrying a cross
Cause it doesn't remind me of anything
I like studying faces in a parking lot
Cause it doesn't remind me of anything
I like driving backwards in the fog
Cause it doesn't remind me of anything

Japonya’nın sokaklarını dolaşıyorum kaybolana dek
Çünkü bana bir şey ifade etmiyor
Haç taşıyarak, mezarlıkta yanmış halde
Çünkü bana bir şey ifade etmiyor
Park alanında çalışan yüzlerden hoşlanıyorum
Çünkü bana bir şey ifade etmiyorlar
Siste geri geriye sürmeyi seviyorum
Çünkü bana bir şey ifade etmiyor


[Chorus]
The things that I've loved the things that I've lost
The things I've held sacred that I've dropped
I won't lie no more you can bet
I don't want to learn what I'll need to forget

Sevdiklerim,kaybettiklerim
Kutsal saydıklarım, yere düşürdüklerim
Artık yalan söylemeyeceğim her iddiasına varım
Unutmak zorunda olacaklarımı öğrenmek istemiyorum

I like gypsy moths and radio talk
Cause it doesn't remind me of anything
I like gospel music and canned applause
Cause it doesn't remind me of anything
I like colorful clothing in the sun
Cause it doesn't remind me of anything
I ilke hammering nails and speaking in tongues
Cause it doesn't remind me of anything

Çingene güveleri ve Radyo konuşmalarını seviyorum
Çünkü bana bir şey ifade etmiyorlar
İlahi müzikleri ve kayıttan alkışları seviyorum
Çünkü bana bir şey ifade etmiyorlar
Güneş altında rengarenk giyinmeyi seviyorum
Çünkü bana bir şey ifade etmiyor
Çivileri çakmayı ve farklı dillerde konuşmayı seviyorum
Çünkü bana bir şey ifade etmiyorlar


[Chorus]
The things that I've loved the things that I've lost
The things I've held sacred that I've dropped
I won't lie no more you can bet
I don't want to learn what I'll need

Sevdiklerim,kaybettiklerim
Kutsal saydıklarım, yere düşürdüklerim
Artık yalan söylemeyeceğim her iddiasına varım
Unutmak zorunda olacaklarımı öğrenmek istemiyorum



Bend and shape me
I love the way you are
Slow and sweetly
Like never before
Calm and sleeping
We won't stir up the past
So descretely
We won't look back

Bük ve şekillendir beni
Olduğun halini seviyorum
Yavaş ve hoşça
Daha önce hiç olmadığı gibi
Sakin ve uykulu
Geçmişe çomak sokmayacağız
Çok sağduyulu
Geriye bakmayacağız


[Chorus]
The things that I've loved the things that I've lost
The things I've held sacred that I've dropped
I won't lie no more you can bet
I don't want to learn what I'll need

Sevdiklerim,kaybettiklerim
Kutsal saydıklarım, yere düşürdüklerim
Artık yalan söylemeyeceğim her iddiasına varım
Unutmak zorunda olacaklarımı öğrenmek istemiyorum


I like throwing my voice and breaking guitars
Cause it doesn't remind me of anything
I like playing in the sand what's mine is ours
If it doesn't remind me of anything

Sesimi savurmayı ve gitarlar kırmayı seviyorum
Çünkü bana bir şey ifade etmiyor
Kumda oynamayı seviyorum, benim olan her şey bizim
Eğer bana bir şey ifade etmeyecekse.
 
yazar Damla Tezel saat: 11:22 | 1 yorum
20 Şubat 2008 Çarşamba
Dalgakırandan istekler...

Goo goo dolls -Iris
And I'd give up forever to touch you
Cause I know that you feel me somehow
You're the closest to heaven that I'll ever be
And I don't want to go home right now

Ve sana dokunmaktan vazgeçerdim
Çünkü bir şekilde beni hissedersin biliyorum
Cennete benim olamayacağım kadar yakınsın
Ve şu an eve dönmek istemiyorum


And all I can taste is this moment
And all I can breathe is your life
Cause sooner or later it's over
I just don't want to miss you tonight

Ve tadını çıkarabildiğim herşey bu an, benim
Ve tüm aldığım nefes senin hayatın
Çünkü er ya da geç bitecektir
Sadece bu gece seni özlemek istemiyorum


And I don't want the world to see me
Cause I don't think that they'd understand
When everything's made to be broken
I just want you to know who I am

Ve dünyanın beni görmesini istemiyorum
Çünkü anlayacaklarını sanmıyorum
Herşey bozulmak için yapılmışken
sadece kim olduğumu bilmek istiyorum.


And you can't fight the tears that ain't coming
Or the moment of truth in your lies
When everything seems like the movies
Yeah you bleed just to know your alive

Ve olmayan gözyaşlarıyla savaşamazsın
Ya da yalanlarındaki gerçeklik anıyla
Herşey filmlerdeki gibi görünürken
evet, sadece hayatta olduğunu bilmek için kan akıtırsın.


And I don't want the world to see me
Cause I don't think that they'd understand
When everything's made to be broken
I just want you to know who I am

Ve dünyanın beni görmesini istemiyorum
Çünkü anlayacaklarını sanmıyorum
Herşey bozulmak için yapılmışken
sadece kim olduğumu bilmek istiyorum.


I don't want the world to see me
Cause I don't think that they'd understand
When everything's made to be broken
I just want you to know who I am

Ve dünyanın beni görmesini istemiyorum
Çünkü anlayacaklarını sanmıyorum
Herşey bozulmak için yapılmışken
sadece kim olduğumu bilmek istiyorum.


I just want you to know who I am sadece kim olduğumu bilmek istiyorum
I just want you to know who I am sadece kim olduğumu bilmek istiyorum
I just want you to know who I am sadece kim olduğumu bilmek istiyorum
I just want you to know who I am sadece kim olduğumu bilmek istiyorum
---------------------------------------------------------------------------
Smashing Pumpkins -1979

Shakedown 1979, cool kids never have the time
On a live wire right up off the street
You and I should meet
Junebug skipping like a stone
With the headlights pointed at the dawn
We were sure wed never see an end to it all
And I dont even care to shake these zipper blues
And we dont know
Just where our bones will rest
To dust I guess
Forgotten and absorbed into the earth below
Double cross the vacant and the bored
Theyre not sure just what we have in the store
Morphine city slippin dues down to see
That we dont even care as restless as we are
We feel the pull in the land of a thousand guilts
And poured cement, lamented and assured
To the lights and towns below
Faster than the speed of sound
Faster than we thought wed go, beneath the sound of hope
Justine never knew the rules,
Hung down with the freaks and the ghouls
No apologies ever need be made, I know you better than you fake it
To see that we dont care to shake these zipper blues
And we dont know just where our bones will rest
To dust I guess
Forgotten and absorbed into the earth below
The street heats the urgency of sound
As you can see theres no one around

Deneme 1979, havalı tiplerin asla vakti olmaz
Sokağın dışında yukarıda elektrik yüklü bir kablonun üstünde
Sen ve ben buluşmalıyız
Ağustos böceği taş parçası gibi sekiyor
Ufuğa doğrultulmuş farlarla
Tüm bunlara bir son veremeyeceğimizden emindik
Ve bu fermuarlı kotları sallamak umrumda bile değil
Ve bilmiyoruz
Kemiklerimizi nerede dinlendireceğimizi
Tozunu atmak için sanırım
Unutulmuş ve altımızdaki dünyaya gömülmüş
Boş gezenin ve sıkılanın üstünü iki kere çiz.
Ellerinde olanın farkında değiller yalnızca

Uyuşturucu şehri hakları azaltıyor sırf görmek için
Huzursuz olduğumuz kadar umursamaz da olduğumuzu
Binlerce suç alanının çekimini hissediyoruz
Ve üstüne alçı döktük,yas tutup inandırdık
Aşağıdaki ışık ve kasabaları
Ses hızından bile hızlı
Gidebileceğimizi sandığımızdan da hızlı,umudun sesinden öte.
Justine kuralları asla bilmedi
Kaçıklar ve ucubelerle takıldı
Hiçbir özüre gerek yok,Seni takındığın tavırdan daha iyi biliyorum
Bu fermuarlı kotları sallamanın umrumuzda olmadığını görmek için
Ve kemiklerimizin nerede dinleneceğini bilmediğimizi.
Tozunu atmak için sanırım
Unutulmuş ve alttaki dünyaya gömülmüş
Sokaklar sese ihtiyacı azdırıyor
Görüyorsun ya yok kimse ortada.


Bowling for Soup - HighSchool Never Ends/ Lise asla bitmez


bu parçanın ingilizcesini yazmıyorum,tekrarlar ve "oh"lamalarla bayaaa yer kaplıyor,onun yerine sadece çevirisini yazıyorum...





4 sene olduğundan eminsin
Topu topu katlanmak zorunda olduğunun
Tüm Total grubu heriflerine
Tüm saplantılı kızlara.
Çok yüzeysel, çok çocukça.

Sonra mezun olunca
Etrafa şöyle bir bakarsın ve dersin “dur bir saniye!”
Bu şimdi geldiğim yer ile aynı
Bittiğini sanmıştım, aw, işte bu harika.

Tüm Lanet dünya takıntılı
Kimin daha iyi giyindiği ve kimin seks yaptığıyla
Para kimde, sevgililer kimde
Kim daha tatlı ve kim tam bir pislik

Ve hala doğru açıya sahip değilsin
Ve doğru arkadaşların yok
Yüzler,isimler ve moda dışında değişen bir şey yok.

Lise asla bitmez…


Ünlü tiplere şöyle bir bak
Jessica’nın ne yaptığını tahmin bile edemezsin
Ve Mary Kate nasıl o kadar kilo verdi
Ve Katie’nin bebeği oldu demekki Tom eşcinsel değil!

Ve önemli olan tek şey
Şu toplum merdivenlerini tırmanmak
Hala saçınla ve sürdüğün arabayla uğraşmak
16 ya da 35 olmuşsun ne fark eder.

Reese Witherspoon, Balonun kraliçesi
Bill Gates, Satranç takımının lideri
Jack Black, palyaço
Brad Pitt, oyun kurucu

Hepsini gördüm zaten
Paramı geri istiyorum

Tüm Lanet dünya takıntılı
Kimin daha iyi giyindiği ve kimin seks yaptığıyla
Kim klüpte ve kim uyuşturucu bağımlısı
Kim öğütmeden önce kusuyor

Ve hala doğru açıya sahip değilsin
Ve doğru arkadaşların yok
Ve hala o zamanlar dinlediğin saçmalığı dinliyorsun



Lise asla bitmez…
Lise asla bitmez…

Tüm Lanet dünya takıntılı
Kimin daha iyi giyindiği ve kimin seks yaptığıyla
Para kimde, sevgililer kimde
Kim daha tatlı ve kim tam bir pislik

Ve hala Doğru açıya sahip değilim
Ve hala aynı 3 arkadaşımlayım
Ve hala tıpkı o zamanlar olduğum gibiyim.

Lise asla bitmez…


evet Dalgakırancım buyurun efendim çevirileriniz... =) tepe tepe kullan :P
 
yazar Damla Tezel saat: 10:09 | 1 yorum
19 Şubat 2008 Salı
Johnny Cash - Hurt


I hurt myself today
to see if I still feel
I focus on the pain
the only thing that's real
the needle tears a hole
the old familiar sting
try to kill it all away
but I remember everything

Kendimi incitiyorum bugün
Hala hissediyor muyum bilmek için.
Acıya odaklanıyorum
Gerçek olan tek şeye
İğne bir delik açıyor
Eski bildik sızı
Hepsini yok etmek istiyorum
Ama herşey hatırımda...


what have I become?
my sweetest friend
everyone I know
goes away in the end
and you could have it all
my empire of dirt

Ne oldum ben böyle?
Canım arkadaşım
Bildiğim herkes
Sonunda terkediyorlar
ve sen herşeye sahip olabilirdin
Kirliliğimin imparatorluğu


I will let you down
I will make you hurt

Seni hayal kırıklığına uğratacağım
Seni inciteceğim.


I wear this crown of thorns
upon my liar's chair
full of broken thoughts
I cannot repair
beneath the stains of time
the feelings disappear
you are someone else
I am still right here

Bu dikenli tacı takıyorum
yalancı'mın makamına
Bozuk düşüncelerler doluyum
Tamir edemiyorum.
Zamanın lekelerinin altında
Hisler kayboluyor
Sen başka birisin
Ben hala buradayım.


what have I become?
my sweetest friend
everyone I know
goes away in the end
and you could have it all
my empire of dirt

Ne oldum ben böyle?
Canım arkadaşım
Bildiğim herkes
Sonunda terkediyorlar
ve sen herşeye sahip olabilirdin
Kirliliğimin imparatorluğu


I will let you down
I will make you hurt

Seni hayal kırıklığına uğratacağım
Seni inciteceğim.


if I could start again
a million miles away
I would keep myself
I would find a way

Eğer yeniden başlayabilseydim
Milyonlarca mil ötede
Kendimi korur
Bir yol bulurdum.
 
yazar Damla Tezel saat: 15:40 | 0 yorum


Dracula
[Music: Jon Schaffer / Lyrics: Jon Schaffer]

Do you believe in love?
Do you believe in destiny?
True love may come only once in a thousand lifetimes...
I too have loved... they took her from me.
I prayed for her soul... I prayed for her peace
Aşka inanıyor musun?
Peki ya kadere?
Gerçek aşk binlece yılda bir gelir belki
Aşık oldum ben de...Onu benden aldılar.
Dualar ettim ruhu için...Dualar huzuru için.

When I close my eyes
I see her face, it comforts me
When I close my eyes
Memories cut like a knife
Gözlerimi kapadığımda
Onun yüzünü görüyorum,rahatlatıyor
Gözlerimi kapadığımda
Anılar bir bıçak gibi kesiyor

The blood is the life, and Christ I defy.
My sworn enemy... birth of a new creed.
Kanım hayattır, ve Isa! sana meydan okuyorum
Ezeli rakibim...yeni türün doğuşu..
.
Is this my reward for serving God's own war?
The blood I've spilled for faith fulfilled.
To damn her, a disgrace, you spit back in my face.
I served you loyally, and you spew blasphemy.
Bu mu ödülü Tanrı'nın kendi savaşına hizmet etmemin?
İnanç için döktüğüm kan bitti
Onu lanetmek için, bir utançla, yüzüme geri tükürdün
Sana sadakatle hizmet ettim ve sen küfürler kustun.

I avenge with darkness, the blood is the life
The Order of the Dragon, I feed on human life
Karanlıkla öcümü alırım, kan hayattır
ejderin emri, insan hayatıyla besleniyorum!

There are far worse things awaiting man than death
Come taste what I have seen
I'm spreading my disease
I will feed upon His precious child
The human race will bleed, they will serve my need.
Ölümden beter şeyler var insanoğlunu bekleyen
Gel,tad gördüklerimi
İlletimi yayıyorum
Onun değerli çocuklarıyla besleniyorum
İnsan ırkı kan akıtacak, ihtiyacımı karşılayacaklar.

[Pre-chorus]
I avenge with darkness, the blood is the life
The Order of the Dragon, I feed on human life
Karanlıkla öcümü alırım, kan hayattır
ejderin emri, insan hayatıyla besleniyorum!

[Chorus]
I am the Dragon of blood, the relentless prince of pain
Renouncing God off His throne
My blood is forever stained
Kanın ejderiyim,acının acımasız prensi
Tanrı'yı tahtından ettim
Kanım sonsuza dek lekeli benim.

For true love I shall avenge
I defy the creed that damned her
Gerçek aşk için öc almalıyım
Onu lanetleyen inanca karşı çıkıyorum!
 
yazar Damla Tezel saat: 05:44 | 0 yorum
17 Şubat 2008 Pazar
Çeviri: Opeth

Black Rose Immortal

In the name of desperation
I call your name
A lamentation I sigh
Again and again

Spiritual eclipse
The gateways are closed for me to seek

The night...
A veil of stars, watching
My shadow is born from light
The light of the eye, in darkness

Over troubled waters memories soar
Endlessly, searching night and day
The moonlight caresses a lonely hill
With the calmness of a whisper

I wear a naked soul
A blank face in the streaming water
It is cold in here
Frost scar my coat with dust

Eyes attach to your mute portrait
We spoke only through thoughts
Together we gazed, awaited
Hours brought thirst and the rising sun

Sunbirds leave their dark recesses
Shadows glid the archways

Do not turn your face towards me
Confronting me with my lonliness
You are in a forest unknown
The secret orchard
And your voice is vast and achromatic
But still so precious

Lullaby of the crescent moon took you
Mesmerized, its kaleidoscopic face
Granted you a hollow stare
Another soul within the divine herd

I have kept it
The Awakenth symbol
Hiddin inside the golden shrine
Until we rejoice in the meadow
Of the end
When we both walk the shadows
It will set ablaze and vanish
Black rose immortal

It is getting dark again
Dusk shuffle across the fields
The evening trees moan as if they knew
At night I always dream of you

-----------------------------------

SONSUZ KARA GÜL
Çaresizlik yüzünden
sana sesleniyorum
Bir ağıt yakıyorum
tekrar tekrar

ruhsal düşüş,
Kapılar arayışlarıma kapalı

Gece...
yıldızların örtüsü,izliyor;
Gölgem ışıktan doğar
Gözün ışığından, karanlıkta

Belirsizliğin anıları yükseliyor
Durmaksızın, gece ve gündüz arayarak,
Ayışığı bir yalnız tepeyi okşuyor
bir fısıltının durgunluğuyla.

Çıplak bir ruh üstümde
akıntıda boş bir surat
Çok soğuk burası
Kırağı lekeliyor üstümü tozlarla

Gözler sessiz portrene takılır
Sadece düşüncelerle konuştuk biz
Karşılıklı bakakaldık,bekledik
susamışlık ve şafağı getirdi saatler.

ayrılıyor güneş kuşları karanlık kovuklarından
gölgeler kemer altlarına süzülüyor

yüzünü bana doğru dönme
yanlızlığıma yüzleştiriyor beni
Bilinmeyen bir ormandasın sen,
Gizli meyve bahçesinde.
Ve sesin hala engin ve renksiz
Yine de hala çok değerli.

Hilalin ninnisi götürdü seni
büyüledi,sürekli değişen yüzü.
boş bir bakış verdi sana
kutsal sürüde başka bir ruh.

sakladım onu;
Uyanışın sembolünü
Altın tapınağa gizlendi,
Biz ölümün çayırlarında sevininceye kadar.
Karanlıkları beraberce aştığımızda
Alevler içinde kalıp kaybolacak;
Sonsuz kara gül

Hava yeniden kararıyor
Alacakaranlık tarlalara sıçrıyor
Akşam ağaçları isyan ediyor, sanki biliyorlarmışçasına
Gece olunca hep seni düşlediğimi.
 
yazar Damla Tezel saat: 14:52 | 0 yorum

TO MYSELF I TURNED
I was born in another world
strictly connected to a piece of my mind
nothing more than a little land
it is a small cradle where I'm a kid
I am the princess in there,
nothing wrong in my fantasy world

I am the king, the nation,
no dictators or religions
no laws laid down for me
I have my own liberty inside of me
Nothing to lose, I want to live here

As you see I'm the only survivor in this land(2x)

When did I hear this wind before
change like this to a deeper roar?
I'm starting to bleed another way
I just need some time to complete myself

these spotlights are here again
I can't see anything, I'm blind
this nature of time and space
makes me sick of the situation

I couldn't know if I...
if I will be strong enough for this
I have to choose, do I want to live here?

As you see I'm the only survivor in this land (x4)

I couldn't know if I...
if I will be strong enough for this
I have to choose, do I want to live here?

As you see I'm the only survivor in this land



----------------

KENDİME DÖNDÜM
Ayrı bir dünyada doğmuştum
Zihnimin bir parçasına sıkı sıkıya bağlanmış,
ufacık bir alandan fazlası olmayan
içinde çocuk olduğum küçük bir beşikti.
Orada ben prensestim
Hayal dünyamda yanlış olan hiçbirşey yoktu

Kral benim,millet ben
Ne diktatör var ne de dinler
Bana uygulayacakları kurallar yok
İçimde kendi özgürlüğüm var
Kaybedecek bir şeyim yok, burada yaşamak istiyorum...

Görüyorsun ya burada yaşayabilen bir ben varım

Rüzgarın ne zaman duymuştum böyle
derinden bir gürültüye dönüştüğünü?
Başka bir şekilde acı çekeceğim
Sadece biraz zamana ihtiyacım var kendimi tamamlamak için

sahne ışıkları burada yine
Birşey göremiyorum, kör oldum
Zaman ve mesafe olayı
Beni durumumdan iğrendiriyor.

Bilemezdim ki hiç...
hiç bunun için yeterince güçlü olup olamayacağımı.
Karar vermek zorundayım, burada yaşamak istiyor muyum?


Görüyorsun ya burada yaşayabilen bir ben varım.

Bilemezdim ki hiç...
hiç bunun için yeterince güçlü olup olamayacağımı.
Karar vermek zorundayım, burada yaşamak istiyor muyum?


Görüyorsun ya burada yaşayabilen bir ben varım
 
yazar Damla Tezel saat: 14:32 | 0 yorum


 
yazar Damla Tezel saat: 14:24 | 0 yorum
02 Şubat 2008 Cumartesi
parodi...

Kimdi giden,kimdi kalan
Giden mi suçludur her zaman?
Dönmemek üzere kaybolurken onlar ufukta
Hep mi bakakalacağız giden geminin ardından?
Serdeki erkekliğe mi yaraşmaz ağlamak yoksa dünya mıdır bizi tutan?
Peki ya kadınsak ve arda kalansak,
Yağmurun elleri kadar küçükse ellerimiz
Ve tutamıyorsak akıp giden zamanı avuçlarımızda?
Sigaramızın dumanına sarıp içiyorsak gidenin ardında bıraktıklarını,
Her akşam öyle bir içip kederlenip
Mutsuz oluyorsak meyhane masalarında?
Çemberin neresindeyiz o zaman?
Kalbimiz ne Ege'nin ne Akdeniz'in tuzlu suyunda değil
Bir kendini bilmezin elinde parçalanmışsa ya?
Ne deniz ne de mehtap
Bırak onu, seni sana sormuyorlarsa artık?
Ve kapayıp gözlerimizi İstanbul'u dinleyemiyorsak huzurlar?
Ve İstanbul bile İstanbul olalı görmediyse böyle keder
Çıkıp dağa taşa onu yeneceğimizi haykırmak hangi günaha bedel?
Olmak ya da olmamak bile
Heraklit'in değişken nehrinde başkalaşıyorsa
Ve başkalaşmayan bir tek kalbinde kalan acılar oluyorsa?
Herşeyden önce insan olmak işe yaramadıysa onda
Ve insanca kendini o insanda tanıyamadıysan
Ve öylece kendine yabancılaştıysan?
O zaman gelmemiş midir vakti artık
Esip geçmeyi öğrenmenin rüzgardan
Ve yokolan umutların uğruna salkımla söğütü eğmenin?
Sol köşende atan kalbin ellerin kadar küçük değilse ve
Takılmış bir martının kanatlarına,uçuyorsa yamacından
Şimdi asılıp kanatlarından
Değil midir zamanı dur demenin bu saçmalığa?
Söyle işte ona gitmemesini
Söyle ki o zaten çoktan bırakıp gitmişse seni
Sen de yak şimdi gemilerini
Dönüş yok artık geri
Bakma yanan gemilerin ardından,bırak
Giden asla dönmüyor geri...
 
yazar Damla Tezel saat: 11:02 | 5 yorum