
Bugün bahar...
Akasyalar açtı yine...
Sabahın kör telaşındaydım bugün, takip edemediğim hızlı adımlarla yine diğer kıtaya yetişme koşturmacasında...Bir sinir bir gerginlik var ki üstümde, olabilecek tüm şanssızlıkları çekiyormuşum gibi gözüktü herşey gözüme.
Binilecek otobüs kaçtı...
Taksiye para yok...
vapuru yakalama ihtimalim 5 dakika içerisinde 6 kilometreyi arşınlayabilmeme bağlı...
üstüne üstlük hava sıcak,boynumdan akan terlerin pantolonuma ulaştığını hissedebiliyorum...
ve hepsinden beteri, bir saat sonra öğreneceğim ki gittiğim yere aslında boşuna gitmişim...
Öyle sert ritimli bir müzik açmalıyım ki ayak uyduracağım derken varmışım iskeleye amma ve lakin...şansa bak şarj ettiğimi sandığım mahlukat daha açtığım anda dalga geçer gibi kapattı kendisini...
Küfreder misin etmez misin?Hoş edebileceğim maksimum küfürün de "ağzına s*çayım" olduğunu ve bunun bile ancak içimden konuştuğunu düşünürsek...yanmışım ben!
yolun daha başındayım ama her sabah bir kıta değiştirme koşturmacasında olduğumdan bir gün önceki telaşta bacaklarımı nasıl ağrıttığımı unutmuşum vee süpriz!! bir adet nur topu gibi bacak ağrınız daha oldu, dünün meyvesi; hani telaş sarhoşuysanız hatırlamayabilirsiniz diye...
Kafamı kaldırdım ya sabır ve olası lanet okumalarla hala ve hala yoldayım...
Tam yola başladığımdan beri hırsla nefesimi tuttuğumu farketmiş ve derin bir nefes çekmişken içime tanıdığım en arsız en güzel en acımasız en utangaç en masum koku löp diye doluverdi...
Ardından kokunun saygısız sahibi küçük dev akasya ağacı...Dallarını bir de yukarı yukarı vermiş ki ciğere uzanamayan kedi halimle dalga geçsin...adi mahlukat nolacak!!
ben kişisi de çakılıkalıverdim önünde, aptal bir gülümseme yüzümde...inanın balici çocukları anladım sandım o anda, o çektikleri akasya kokusu olsa ben de elimde bir torba dolaşırdım ortalıklarda...
içime iki kişi kaçtı yine; biri söylemekte "yürüsene kızım ne bakıyorun aval aval geç kaldın hüyooop" diye, diğeri halinden memnun sadece iç geçirmekte...
sen olsan hangisini dinlersin??
Yürüdüm mecburen,burnumu arkada bırakıp gözlerimi yuvalarında tutmaya çalışarak, ayaklarıma kırbaç şaklatıp kaçırdığım vapura saygı duruşunda küfretmeye...
ama o anda ne yetişmek dalgalara,
o anda ne hürriyet, ne zaman ne de bacaklarım...
Akasya, güneş ve ben...
Bahtiyardım be şairim ben de bahtiyardım...
26 Nisan 2008 Cumartesi 16:01
Okurken yazını gözümde komik japon çizgi filmleri formatında bir hikaye canlandı :) allah bağışlasın bacak ağrını, bende de var o yaramazlardan, biraz yüz vermeye görsün insana hareket kabiliyetini zindan ediyorlar.
Yar yolunu kolladım
İpek mendil salladım
Ona çiçek yolladım
Akasyalar açarken :)
27 Nisan 2008 Pazar 14:23
Allah bağışlar mı bilemem ama o telaşta çok fena oluyorlar ya :S
yazarken ben de kendimi canlandırıodm gözümde bana da çok komik gelmişti :D sevindim, çok teşekkür ederim...şiir de çok güzelmiş bu arada :D
27 Nisan 2008 Pazar 14:54
Güneş tepemde bakareken koşamadım yıllardır. Ne zaman mecbur kalsam kan basıncım yükselir tansyonum düşer. Serin hava, hele de yağmur varsa. Her damlayı kıskanırım topraktan, hepsi benim olsun isterim, koşabildiğime açılırım, isterim ki hepsi üzerime düşebilsin, düşebildiğine kavuşurum, düşemediğine yas tutarım. Güneş altında koşamam, sakladığım yağmur damlalarımı benden çalar kurak hırsızlar. Burnumdan süzülür yas damlaları.
Akasya ağacının çiçeklerinden toprağa damlamak varmış şimdi, tezelden...
16 Mayıs 2008 Cuma 11:36
akasya ağacı ve ablam küçüklüğümden aklımda kalan ender anılarımdan biri =) =D yine çok güzel olmuş yazıalrın bide okurken senden telefon gelince daha güzel oldu =D
16 Mayıs 2008 Cuma 23:41
kardeşim benim canım! daha ne anıların var aslında bilinç altında yatan ve çıkarmanı bekleyen ;) özledim kardeşimi hemen, mpüyorum fstığım.
Yorum Gönder
yorumunuz